Bir oyuncu ve eleştirmen olarak, mümkün olduğunca çok oyunu radarımda tutmaya çalışıyorum. Bu yüzden CD Projekt Red gibi kendini kanıtlamış bir firmadan gelen Thronebreaker: The Witcher Tales’i de göz ardı etmem mümkün değildi. Gwent benzeri mekaniklerin yanında sıradışı şekilde iyi yazılmış bir senaryo barındıran Thronebreaker: The Witcher Tales, RPG ile kart oyunu türlerini başarıyla bir araya getiriyor.

Witcher oyunlarının öncesinde geçen Thronebreaker: The Witcher Tales, Queen Mave of Lyria and Rivia’nın hikayesini anlatıyor. Uzun soluklu macerası boyunca çok sayıda farklı müttefikle, düşmanla ve ilginç durumlarla karşılaşıyor. Tüm bu hikaye hoş renklere sahip, diyalog ağaçları olan animasyonlu ara sahnelerle anlatılıyor. Hikayenin başarısı bir yana, oyun boyunca mikrofona geçen herkes seslendirmelerini de layıkıyla yerine getirmiş.
Açıkçası Thronebreaker’ın hikayesini ve diyaloglarını RPG yapacak her bağımsız geliştiricinin okuması gerekir. The Witcher oyunları bildiğiniz gibi olgun ve katmanlı yapısıyla tanınıyor. Bu durum Thronebreaker: The Witcher Tales’e de taşınmış ve oyunda hiçbir kararı vermek kolay değil çünkü ak ya da kara seçimler yok.
Oyunu oynarken Meve çok sayıda Orta Çağ temalı problemle karşı karşıya geliyor. Soylular topraklar için kavga ediyor, hırsızlar kendi haklarını arıyorlar ve siviller de çaresizlik içinde suça yöneliyorlar. Liste bu şekilde uzayıp giderken, siz de olayların çözümü için her birini dinliyor ve buna göre kararlar veriyorsunuz. Dediğim gibi ak ve kara seçimler bulunmuyor. Bu yüzden de çoğu zaman kendi bakış açınıza göre kararlar vermeye çalışıyorsunuz. Bu durum epey zorlu ve bazen uzun dakikalar boyunca düşünmek zorunda kalıyorsunuz. Hatta karar verdikten sonra tıpkı Telltale Games oyunlarında olduğu gibi bu size bir yazıyla hatırlatılıyor. Açıkçası intikam, ahlaki seçimler ya da iyilik gibi konular çok az RPG’de bu kadar iyi incelendi.

Thronebreaker: The Witcher Tales oynanış olarak üç farklı yapıdan oluşuyor. Birincisi hikaye kısmı, ikincisi kart tabanlı savaş sistemi ve üçüncüsü de izometrik RPG yönü. Yani kraliçenin macerası boyunca oyunu üç farklı şekilde oynayabiliyoruz. Açıkçası bir oyunun üç farklı türe sahip olup hepsini de başarıyla sunması nadir görülen bir durum.
Daha önce Gwent’i oynadıysanız, Thronebreaker: The Witcher Tales ile ne kadar ortak yönü olduğunu da fark edeceksiniz. Aslında Thronebreaker da başta Gwent’in ek paketi olarak tasarlanmıştı fakat daha sonrasında büyütüldü. Elbette Gwent daha çok Hearthstone ve Magic: The Gathering tarzı bir oyundu. Thronebreaker’da ise kart savaşlarında daha basit ve nispeten özgün bri yaklaşım izlenmiş. Oynanış epey hızlı ilerliyor ve kart animasyonları da ilgi çekici. Devamlı yeni kartlar craft etmeniz, kampınızı geliştirmek için kaynak toplamanız gerekiyor.
Thronebreaker: The Witcher Tales’i bir The Witcher oyunu ya da Witcher 3’ün devamı gibi düşünmeyin. Oyun gelişmiş kart savaşı sistemiyle Hearthstone’u, zengin izometrik dünyalarıyla Diablo 2’yi, anlatım tarzıyla 80 Days’i, kamp geliştirme sistemiyle Darkest Dungeon’ı ve karar-seçim mekanizmasıyla da Telltale’in The Walking Dead oyunlarını hatırlatıyor.

RPG’yi, kart savaşı türünü ve sürükleyici bir hikayeyi bir araya getiren Thronebreaker: The Witcher Tales, birçok yönden 2018’in en iyi oyunları arasında yer alıyor. CD Projekt Red’in daha önceki oyunlarını oynamamış olanlar bile herhangi bir sorun yaşamadan oyunun dünyasına adapte olacaklardır.
Artıları:
- Sürükleyici senaryo
- Başarılı RPG ve kart mekanikleri
- Witcher evreni
Eksileri:
- Zorlayıcı kararlar

