Bazen bir geliştirici iyi bir oyun yapar ve ardından gelenler bu fikri alarak, yeni mekanikler ekleyerek geliştirir. Bu mantıkla Phantom Doctrine Firaxis’in XCOM serisini örnek alıyor ve taktiksel RPG / yönetim simülasyonu özelliklerini alarak farklı bir yapıya çeviriyor. Soğuk Savaşı dönemini konu alan casusluk oyunu Phantom Doctrine, bu yılın ilgi çeken yapımlarından birisi olacağa benziyor.

Oyun 1980’lerin casusluk filmlerini andırırken, hikâye ise tarihsel çatışmalar etrafında şekilleniyor. The Cabal adı verilen bir grup gizli ajanı kontrol ediyorsunuz ve siz de eski bir CIA ya da KGB ajanı rolüne bürünüyorsunuz. Üçüncü seçenek ise ana hikayeyi tamamladıktan sonra açılıyor. Yaptığınız seçime göre oyuna başlangıç yeriniz ve göreceğiniz ara sahneler değişiyor fakat sonucunda aynı kötü tarafa karşı savaşıyorsunuz.
Her ne kadar iyi bir casusluk hikayesinde olması gereken twist sahnelere sahip olsa da, Phantom Doctrine’in hikayesi beni pek açmadı. Olaylar fazla kapalı ilerliyor ve takip etmek zorlaşıyor. Karakterler de yeteri kadar ayrıntılı tanımlanmadığı için bir saatten sonra basit gelmeye başlıyorlar.
Oyun sizin üssünüzde başlıyor ve şüpheli aktiviteler olduğunda ajanlarınızı buradan gönderiyorsunuz. Başlangıçta işleri yönetmek kolay olsa da, çok geçmeden ekibiniz tüm dünyaya yayılıyor ve hareket edişlerini izlemek özellikle önemli şeyler olduğunda keyif veriyor.

Yine başlangıçta ajanlarınızı öldürme görevlerine yolluyorsunuz fakat zamanla çok daha kompleks karşı istihbarat tekniklerine erişim sağlıyorsunuz ve işler bu noktada ilginçleşiyor. Örneğin kimi durumlarda bir operasyondan erken haberiniz olduğunda düşman ajanı öldürmek yerine peşine adam takıyorsunuz ve gittiği üsse kadar takip ederek taktiksel avantaj elde ediyorsunuz. Bu olasılıklardan sadece bir tanesi ve Phantom Doctrine’de usta bir casus olma yolunda emin adımlarla ilerliyorsunuz.
Tabii bu sırada düşmanlar da sizi bulmaya çalışıyor. Düşman size yaklaştıkça gösterge dolmaya başlıyor ya da kendi görevlerinizi yapamıyorsunuz. Phantom Doctrine’in önemli bir kısmı da sadece bekleyerek geçiyor. Oyunda kanıtları bulup birbirine bağlama sistemi yavaş ilerliyor fakat kesinlikle Phantom Doctrine’in mistik havasını artırıyor. Yavaş yavaş kanıt toplayarak ilerlemek oyunu daha heyecanlı hale sokarken, ilerledikçe daha fazlasını istiyorsunuz. Kaldı ki casusluk temalı pek az oyun bunu şimdiye kadar böylesine başarabildi. Fakat her şeye rağmen kanıt toplama ve delil bulma sistemine kusursuz diyemeyiz çünkü aynı zamanda hata ve kusurların da büyük bir kısmı burada yatıyor.

Phantom Doctrine’i diğer oyunlardan ayıran önemli bir nokta da bir grup casusu kontrol ediyor oluşunuz. Bu yüzden de çatışma – dövüş ağırlıklı bir oynanış yok ve sizin için her zaman en iyisi en az sayıda saldırıyla operasyonları tamamlamak oluyor. Ajanlarınızın hızla göreve başlaması, hedeflerine ulaşması ve ardından çabucak olay yerini terk etmesi gerekiyor.
Oyunda gizli belgeleri okuyoruz, kimi zaman beynimizi yoruyoruz ya da her bir adımı dikkatlice atarak ajanımızın hedefi öldürmesini salıyoruz. Bunlardan hangisini yaparsanız yapın Phantom Doctrine’in her anı tansiyonu yükseltiyor ve iyi bir casusluk romanı, filmi ya da dizisinde olması gereken özellikleri barındırıyor. Her ne kadar campaign zaman zaman kendini tekrar etse de, Phantom Doctrine kesinlikle tatmin edici bir yapım.
Artıları:
- Casus teması
- Özgün senaryo
- Başarılı oynanış mekanikleri
Eksileri:
- Zaman zaman kendini tekrar ediyor
- Kötü yapay zeka

