2017 yılının en çok beklenen oyunlarından birisi olan Call of Duty: WWII’ye 3 Kasım itibariyle kavuştuk. FPS oyunları arasında oldukça iddialı ve önemli bir konumda yer alan Call of Duty: WWII, bu yıl tarihin en önemli savaşlarından birisini konu aldı ve karşımıza çıktı. Bilim kurgu temalı oyunlarda başarılı olamayan Activision, geçtiğimiz yıllarda Infinite Warfare’i yayınlamış ve oyunculardan tepki almıştı. Oyunculardan gelen tepkiler ile Infinite Warfare’in fragmanı da Youtube’un en sevilmeyen videoları arasına girmişti. Bu gelişmelerden sonra Activision, bilim kurgu alanına yönelmemesi gerektiğini anlamış ve serinin bir sonra ki oyunu olan World At War’u İkinci Dünya Savaşı’nın atmosferinde olacağını duyurdu.

Tarihin en zalim ve acımasız savaşı olan İkinci Dünya Savaşı, Call of Duty ile karşımıza çıkarak gerçek bir hikaye anlatımıyla o dönemden inanılmaz izleri günümüze taşıyabilirdi. Aslında seri İkinci Dünya Savaşı’nı oldukça etkileyici bir şekilde bizlere sunmuştu. Ancak Activision, Band of Brother hikayesinin benzeri niteliğinde adeta bir kopya yaratmıştı. Bunları size hatırlattıktan sonra oyunu inceleme yazıma artık geçebilirim.
Oyunda Teksas Çiftliklerinden yola çıkıp Avrupa’daki Nazi zulmüne karşı savaşmaya gelmiş olan Amerikalı Ronald Daniels’i yönetiyoruz. Sevgilisini geride bırakıp Nazilere karşı savaşmaya gelmiş olan genç Ronald Daniels, Normandiya Çıkarmasındaki cehennemden sağ olarak kurtulmayı başarabilmişti. Savaşın en kritik noktalarında rol alan Ronald Daniels, orduda oldukça ezilmesine rağmen verilen görevleri de adeta canla başla yapıyordu. Uçakların düşürülmesi gerekiyor, hemen topun başına geç Ronald, tankların patlatılması lazım termiti sen yerleştir Ronald gibi onlarca farklı görevler genç Ronald Daniels’e veriliyordu.
Oyunu tamamen Amerikan ordusu tarafında görüyoruz. Yani Alman ordusu sadece mermiye kafa atmak için karşımıza çıkan bir grup askerden oluşuyor diyebiliriz. Nazileri yöneten bir komutanın olmaması da safların yetersiz düzeyde olduğunu gösteriyor. Özellikle oyunda kötü bir karakterin olmaması oldukça can sıkıcı bir vaziyette karşımıza çıkıyor. Karakterimiz olan Daniels’ın en yakın arkadaşı Zussman’la olan ilişkisi de oldukça güçlü bağlara dayanıyor. Ancak Daniels ve Zussman arasında oyunun 11. bölümünde çeşitli sürtüşmeler ve anlaşmazlıklar meydana geliyor. Zaman zaman bu anlaşmazlıklar oyunu sıkıcı bir hale getiriyor. Doğrusunu söylemek gerekirse oyun Band of Brothers dizisiyle hemen hemen aynı sahnelere sahip olarak ilerliyor. ABD’nin batı Cephesi’ne yapmış olduğu çıkarma oldukça önemliydi. Ancak hikayede yaşanan olaylar daha iyi anlatılabilirdi. Oyundaki subaylar arasında bulunan Turner ve Pierson’ın arasında da zaman zaman çekişmeler olabiliyor. Özellikle savaşın kritik anlarında Turner ve Pierson’ın anlaşmazlıkları akıllara Band of Brothers dizisini getiriyor. Oyunun kritik noktalarında genellikle bize görevler veriliyor. Verilen görevleri başarı ile tamamlamamıza rağmen 1. Piyade sınıfındaki askerlerin fedakarlıkları neredeyse oyuna yansıtılmamış bile. Oyunda 6 – 7 kişiden oluşan bir takımımız bulunuyor. Takımımızda genellikle en yakın arkadaşımız olan Zussman ile diyalog içerisine giriyoruz. Bazen de takımdaki diğer arkadaşlarımız birkaç espri yaparak olaylara dahil oluyorlar. Bunun dışında başka kimseyle pek muhatta olmuyoruz. Oyunda genellikle takımla beraber hareket etmiyoruz. Biraz öncede söylediğim gibi savaşın en kritik yerlerinde bize görev veriyorlar ve görevi sadece bizden yerine getirmemiz isteniyor. Biz savaşın daha doğrusu aksiyonun tam ortasında olurken diğer askerler kafasına göre takılıyor. Savaş boyunca kendimi bir asker olarak değil de adeta bir fedai gibi hissettim. O savaşta ben olmasam sanki savaş kazanılmayacak gibi düşüncelere bile kapıldım. Savaş sonunda şöyle geriye dönüp bir baktığımda ne gururlandım nede bir şey hissettim.

Oyunun mekaniklerinden söz edecek olursak, hemen hemen oyun özüne dönmüş diyebiliriz. Mesela Call of Duty serilerinden bazılarında yere çömelince otomatik bir can artışı oluyordu. WW2’de çok şükür çömelince can yükselmiyor. Oyunda yaralanınca bazı yerlerde ilk yardım çantası niteliğinde paketler bulunuyor. Bu paketlerle yaralarınızı sarıyor ve can artışını sağlayabiliyorsunuz. Oyun içerisinde eğer ilk yardım paketi bulamazsanız en yakın arkadaşımız olan Zussman ara ara yaralarımızı sarıyor ve ölmemizi engelliyor. Oyunda bazen takım arkadaşlarımızla hareket ediyor ve düşmana karşı taarruz ediyoruz. Bu arada takım arkadaşlarımız oldukça sağlam atışlar ile düşmanları etkisiz hale getirebiliyorlar. Takım arkadaşlarımızın düşmanları etkisiz hale getirmesi bize oldukça kolaylıklar sağlıyor. Çünkü Alman ordusunun sayısı birara o kadar artıyor ki hangisini öldüreceğimizi şaşırıyoruz. Takım arkadaşlarımızla hareket ettiğimiz sürece onlardan el bombası, ilk yardım paketi ve cephane gibi ihtiyaçlarımızı karşılayabiliyoruz. Oyun boyunca takımımızın bize en çok yardımı ihtiyaçlarımızı karşılamak oluyor. Savaşın ortasında en çok canımızı sıkan konu mermi oluyor. Oyunun her bölümünde elimizde Amerikan silahı bulunuyor. Oldukça kısıtlı bir cephaneyle başladığımız oyunu Alman kuvvetlerinden yağmaladığımız silahlar ile bitiriyoruz. Nazi silahlarının da Amerikan silahlarından çok daha iyi olduğunu söylemek yanlış olmaz. WW2 bu yönden gerçeği yansıtmış. Oyun içerisinde büyük bölümü Daniels’ın gözünden oynarken bazı yerlerde karakter değiştiriyoruz. Birazcık casusluğu andıran görevinizde Nazi parti binasının içine giren Rousseau adındaki Fransız bir kadını yönetiyoruz. Oyunun bu sahneleri benim adeta psikolojimi bozdu. Bu sahnelerde hangi kapıya yönelsek kimlik bilgileri soruluyordu. Alman askerlerine kimlik bilgisi söylemekten bıkmış ve artık yeter demeye başlamıştım. Oyunun bu görevi casuslukla ilgili olsa da sıradan bir yürüme simülasyonu desem tamda yeri olur. Oyun içerisinde iki farklı noktada iki farklı araç kullanabiliyoruz. Bunlardan birincisi tank olurken diğeri ise avcı uçağı oluyor. Unutmadan söyleyeyim bu araçları da Daniels kullanmıyor. Hangi asker kullanacaksa onun bakış açısına otomatik sahip oluyoruz. Savaş sırasında nere zor duruma düşse bizi gönderiyorlar. Gidiyor, savaşıyor ve onları kurtarıyoruz.

Oyunun tank bölümünde komiklik, şaşkınlık ve sinir adeta iç içeydi diyebilirim. Almanların Tiger tankını sadece arkadan delebiliyoruz. Yani tankın başka zayıf bir yanı yok. Ayrıca Tiger’a ne kadar ateş edersek edelim arkasına dönüp bakmıyor. Daha doğrusu arkasına geçmemize bile izin vererek kibarlık yapıyor. Oyunun tank sahnesinde Sherman’la üç Tiger tankı etkisiz hale getirerek tarihe adımızı altın harflerle yazıyoruz. Yer yer bize gizlilik fırsatı veren oyunda, Alman askerlerinin en yoğun olduğu kısımlar da nöbet bölgelerinde sessizce asker avlayabiliyoruz. Tabii bir yandan da ilerlemeye devam ediyoruz. Bu kısım oldukça heyecan uyandırsa da belirli bir noktadan sonra oyuncuyu sıkmaktan öte gitmiyor. Alman askerlerinin arkasını dönmesini bekliyor ve sessizce arkadan yaklaşarak onları etkisiz hale getiriyoruz. Daha doğrusu Alman askerlerinin yürüyüş yönlerini takip ediyor ve ona göre hareket ediyoruz. WW2’nin aksiyon sahneleri oldukça az bir şekilde karşımıza çıkıyor. Hatta bu sahneler de oldukça gerçeklikten uzak. Buna örnek olarak jip ile koca zırhlı treni raylardan çıkarttığımız sahneyi versem oldukça güzel olur.
Oyunun Multiplayer özelliğine gelecek olursak, bence bu özellikte yetersiz. Niye diye soracak olursanız, oyuncu sayısının 12 olması benim canımı oldukça sıktı. Yani 6’ya 6 maçtan daha fazlasını yapamıyoruz. Hal böyle olunca haritalar dar oluyor ve çatışmaların yaşandığı noktalar hemen hemen aynı oluyor. Klasik ölüm maçları gibi bir görünüm var bu alanda. Oyunun War kısmında iki takımında koruması gereken ve saldırı düzenlemesi gereken noktalar bulunuyor. Eğer saldırı takımındaysak önce köprüyü ele geçirmeye çalışıyoruz. Eğer bu aşamada başarılı olursak tanklarımızın şehir içine ilerlemesine eşlik ediyoruz. Savunan takımın bu noktadaki görevi bizim köprüyü ele geçirmemizi engellemek oluyor. Bunda başarısız olurlarsa yapacak başka bir şey kalmıyor ve tankları patlatmaya çalışıyorlar. Çoklu oyuncu içeriğinin en iyisi War modu diyebilirim.

WW2’de çoklu oyuncu modundayken seçebileceğimiz sınıflar ‘Division’ olarak adlandırılmış. Seçtiğimiz sınıfların ya da birliklerin kendilerine has silahları ve özellikleri bulunuyor. Oyunun bu kısmında kendi silahlarımızı ve teçhizatımızı belirleyebiliyoruz. Oyundaki Basic Training(Basit Eğitim) bize belirli özellikler sunuyor. Diğer oyuncularla sosyalleşebildiğimiz ortak alan olan Normandiya Sahili’nde günlük görevleri yerine getirebiliyor ve silahlarımızı test edebiliyoruz. Oyundaki üslerin her biri maksimum 48 oyuncuya ev sahipliği yapabiliyor. Oyuncular dilerlerse burada sandık açabiliyor, kartların özelliklerini öğrenebiliyorlar. Hatta yakınımızda kart özelliklerine bakan ya da sandık açan oyuncuları izlediğimizde küçük çaplı başarımlar ve ödüllerde kazanabiliyoruz. Oyunun Nazi Zombi modundan bahsedecek olursak oyunun en başarılı evresi diyebilirim. Nazi Zombi modu her zamankinden daha ürkütücü ve korkutucu bir yapıya sahip. Bu modun ‘Jump Scare’ isimli ilk sahnesinde ben dahil birçok oyuncuyu zıplattığını itiraf edebilirim. Bu modun hikayesine değinecek olursak Nazilerin kaçırmış olduğu değerli sanat eserlerini onların elinden geri almaya çalışan bir grup yer alıyor. Tabii bu grubun içinde Doctor Who ve David Tennant gibi ünlü isimlerde yer alıyor. İkinci Dünya Savaşı temasıyla karşımıza çıkan Call of Duty: WWII büyük umutlara neden olsa da bekleneni tam anlamıyla veremedi.

Artılar
- Multiplayer’da getirilen yenilikler.
- Nazi Zombies modunun oldukça ürkütücü ve korkunç olması
- Can yenilenmemesi
Eksiler
- Yetersiz aksiyon sahnesi
- Zayıf hikaye
- Kötü yapay zeka
- Silah kardeşliğine dair herhangi bir unsurun bulunmaması
- Kötü karakterin olmaması
Sonuç
Aksiyon sahneleri olarak yetersi kalan Call of Duty: WW2’nin tek iyi yanı çevrimiçi olması. Oyunu çevrimiçi oynayacaksanız almanızı öneririm. Ancak Single Player olarak oynamak isteyen oyuncular boşa para vermeyin derim. Eğer Single Player olarak oynamak isteyen oyuncular var ise önce Youtube’daki videoları izlemeliler. Videolar oyunun internetsiz halinin neredeyse tüm detaylarını gözler önüne seriyor. Çevrimiçi oynayacak oyuncular eğlenceli saatler geçirebilirler. Oyunun getirdiği yenilikler ve özüne dönüşü Multiplayer’da oldukça başarılı bir yapıda.

