Doğduğum günü pek hafızamda tutamamış olsam da 1989 yılının Aralık ayında gözlerimi dünyaya açmış olduğumu söyleyenler oldukça fazla. 4 yaşıma kadar Rıfat Ilgaz’ın kitaplarıyla hayal dünyamın temellerini atmış olmam, kanatlarımın bir gün çıkacağına inanmama sebep olan en büyük sebeplerden biri. Kitabın içerisinde geçirdiğim yolculuk beni dünyanın bir ucundan öteki ucuna sürüklerdi ve kitap kahramanı o anda ben oluverirdim. Çocuk olmanın en saf ve en güzel yıllarını geçirdiğimin farkında olmadan mutluluk ve heyecan içinde kitapları bir köşeye bırakıp oyun oynamaya başlama isteğim ilerlemeye başladı. Kitapla oyun oynamak arasında kalan çocukluğum beni ısrarla oyun oynamaya iterdi. Anne ve babalarımız 1 saat oyun oyna 15 saat kitap oku derken bunu asla yapamayacağımızı bilirdik.

En güzel arabalar, uçaklar, trenler bizlere sunulurken acaba şurasını söksem burada ne vardır gibi düşünceleri beyninde dönen bir çocuktum. Arabalarımın asla sağlam kalmadığı, babamın alet çantasının içerisinden adını bile duymadığım aletlerle araba tamir etmeye çalışırdım. Bütün oyuncaklarım ilk gün geldiğinde önce tamamen sökülür sonra eksik olarak geri toparlanırdı. O an o devasa ve mükemmel araçların nasıl yapıldığını nasıl çalışacağını algılamaya çalışan beynim, beni sürekli onları bozuk kırıp parçalamaya itiyordu.

90lı yılların en önemli icadı sayılabilecek uzaktan kumandalı arabaların ve uçakların sahibi olan çocuklar o dönemde oldukça şanslı sayılırdı. Küçücük parmaklarımın gözüktüğü sandaletlerimle parkta oynarken, uzaktan kumandalı arabasıyla yanıma gelmiş olan arkadaşımı görünce oldukça üzgün ve mutsuz bir halde eve gittim. Ne vardı ki ne bu arabayı bana alın diyebiliyordum ne de boğazımda düğümlenen isteği dışarı atabiliyordum. İçimden bir ses seninde olmalı diyordu ve beni daha da üzgün bir hale itiyordu. Bir kaç gün sonra bu istek ve üzüntü geçerek yerini biraz daha kendini büyümüş bir çocuğa bıraktı. Yan komşunun oğluyla tanıştırılmanın ardından, onun diğer arkadaşlarıyla tanışma merasimi ile devam eden süreçte yavaş yavaş diğer insanların hayal dünyasına adım attığımı hissediyordum. Mahalle arkadaşlıklarının yavaş yavaş gelişip insan içine çıkabildiğiniz o an hayata cesaretliyim mesajını verdiğiniz ilk andır. Ben de bu adımı atarak mahallede top oynayacağım anne kısmına geçiş yaptım. “Akşam ezanı okunmadan eve gel” cümleleriyle geçirdiğim çocukluğum yakan top, 9 taş, saklambaç gibi oyunları hayatımın tek amacı olmasıyla devam etti.

Mahalle arası oynanan oyunların devamında bir gün mutfaktan gelen sıcak yemek kokusuyla çalan zil hayatımın dönüm noktası oldu. Eve gelen babam elinde kocaman bir kutuyla bana doğru yöneldi ve kutuyu ufacık ellerime tutuşturuverdi. Parlak mavi jelatini heyecanla açmaya çalışırken kalbimde yükselen heyecanı durduramıyordum. Kutu da gördüğüm kırmızı ferrari fotoğrafı, o an hayatımın ilk mutluluğu olarak hafızama kazındı. Dünyada başka hiç bir şeyin beni mutlu edemeyeceği o an üzerinde daha önce hiç görmediğim siyah bir çubuğun ve düğmelerin olmasıyla bir anda kocaman bir şaşkınlığa dönüştü. Ertesi gün evde alet çantası aramamla bir kabusa dönen uzaktan kumandalı araba maceram sonlanmayacak gibi duruyordu. İçimden bir ses içini aç , boz, kır parçala diyordu ama nafile, babam alet çantasını saklamış ve çıkarmaya da hiç niyetli değildi. Zamanla bozmamaya ve mükemmel bir şekilde arabamı kullanmaya çalışmam herkes tarafından müthiş bir şaşkınlığa sebep oluyordu ve mutluluklarım hiç eksilmeden artmaya devam ediyordu. Oyuncaklar ve kitaplar çocuklar için üretilmiş en güzel şeylerdir diyen annem Televizyon izlememe asla izin vermezdi. Tom ve Jerry, Şirinler, Buggs Bunny ve daha bir çok çizgi filmi 6 yaşıma geldiğimde ancak keşfedebildim. Elektronik bir cihaz sayesinde hareket eden yüzlerce şeyi izlemek olağan üstü bir merak ve heyecan uyandırıyordu. Okul çağıma gelen kadar arabalarımı bir kenara bıraktıran ve benim ikinci kez bir şeyden vazgeçemem sebep ise bu çizgi filmler oldu. Vazgeçtiğim hiç bir şey için üzülmüyor aksine daha da yeni şeyler keşfetmek görmek istiyordum. Atari diye bir şeyler dolanıyordu herkesin dilinde. Televizyona kablo ile bağlayıp oynayabileceğimizin söylendiği bu Atari bende yeni mutluluklar ve heyecanlar yaratıyordu.

